Önce daha önce burada bahsettim mi bilmiyorum, düşündüğüm bir örnekten bahsetmem
gerek. Özetle anlatmaya çalışıcam elimden geldiğince.
Bir oyun programı yazdığımızı düşünelim. Bu oyun programında, bütün olasılıkları hesaplıyoruz
ve oyundaki karakter ne yaparsa yapsın, yaptıgı her hareketin bir karşılıgı var. Bu programı
yazıp cd ye kaydettiğimizde, oyundaki karakterin, şimdisi, geçmişi ve geleceği hepsi aynı anda varlar.
Ben buna zamansızlık durumu diyorum. Bu cd yi, çalıştırıp oyunda play tuşuna bastığımız anda,
zamanı devreye sokuyoruz ve karekterin şimdisi oluyor ve ardından geçmişi, şimdiki anına bağlı olarak da
geleceği. Böylelikle, bilinmeyen bir gelecek olmuyor, yada bilinmeyen bir an. Çünkü bütün olasılıklar
aynı anda varlar. Tanrının herşeyi bildiği bilgisi de böyle birşey olmalı. Onun bilgisi haricinde davrananamamız vs.
Biz neyi seçersek seçelim, sonuç biliniyor, farklı sonuçlar da olsa. Tabiki bahsettiğimiz devasa bir program.
Ve bu program nedensizlik teorisini de açıklıyor bence. Yazılımda her hangi bir noktaya gittiğimizde, orada olan olayın
başı ve sonu olmuyor, sadece o an oluyor. Nedenselliği yaratan zaman, zamanı ortadan kaldırdığımızda, nedensellik de olmuyor
ve ana ulaşıyoruz. Ve bir çelişkiyi de ortaya koyuyor. Eğerki Tanrı herşeyi önceden biliyorsa, özgür irade gerçekten var mı,
özgür irade var ise, karakterin seçeceği seçeneğin yazılımda mevcut olmayan bir seçenek olması gerekir ki, bu da Tanrı'nın henüz
mevcut olmayan bir seçeneği bilmesi demek. Ama o zaman da yazılımda mevcut olmayan bir seçenek Tanrı'nın bilgisi dahilinde olamaz.
Bu da Tanrı herşeyi bilir sözüne ters düşüyor. O halde her olasılık önceden var olması gerekir. Prof. Gerard Hooft bir
parçacığın nerede ve ne hızla hareket ettiğini aynı anda tesbit etmeye yarayan bir formül geliştirmiş mesela. 43 sn sonraki geleceği
hesaplayan bir formul. Bu da savımı doğruluyor bir nevi.
Özetle bu konuya değindikten sonra, hologram nedir ondan bahsedelim. Hologram holografik bir film üzerine kaydedilen görüntünün, bu film üzerine
belli açıyla verilen lazer ışını ile 3 boyutlu görüntüsünün oluşturulmasıdır. Bu holografik filmin normal bir fotoğraf filminden farkı,
görüntü film üzerine dalgalar halinde kayıt edilmesidir. Yani filme bakıldığı zaman, kaydedilen görüntüyü göremeyiz, onun yerine iç içe geçmiş
halkalar görürüz. Görüntüyü görebilmemiz için filmin üzerine lazer ışını verilmesi gerekir ve diyelim ki bir elma görüntüsü kaydedildi.
Elmayı 3 boyutlu olarak görürüz. Bu filmin bir başka özelliği de aynı filmin üzerine yüzlerce görüntü kaydedilebilmesi. Elma ve masa görüntüsü kaydettik
diyelim, lazer ışınını bir açıdan verdiğimizde elma görüntüsünü, açıyı biraz değiştirdiğimizde ise masa görüntüsünü alırız.
Ayrıca bu filmi ortadan ikiye bölersek, yine her iki parça üzerinde hem elma hem masa görüntülerini bir bütün olarak farklı açılarla verilen
lazer ışını ile görüntüleyebiliriz. Bu filmi daha kücük parçalara da bölsek, yine elma ve masa görüntülerini her bir parçada bir bütün olarak
görüntüleyebiliriz.
Holografik film, görüntüleri üst üste kaydetmemize izin vererek, çok büyük bilgileri kücük bir alanda saklayabilmemizi sağlar.
Ve filmi parçalara da ayırsak, görüntülerin bilgisi her bir parçada mevcut.
Şimdi bunları aklımızın bir köşesine koyalım. Ve gelelim paralel evrenler meselesine :)
Şimdi yukarıda bahsettiğim, yazılıma dönelim tekrar. Bu yazılımın holografik yapıda olduğunu düşünelim. Bu holografik yazılımda bütün olasılıklar mevcut demiştim.
Bu olasılıklar, evrenin (-lerin) görüntüsü (-leri) ile birlikte evrende gerçekleşen olayları kapsayan bir olasılıklar bütünü. Holografik yapıdaki bir yazılımda, lazer ışınımız düşünce olsun.
Holografik yazılımımıza farklı açılardan lazer ışınları (düşünce) tutalım aynı anda. İşte paralel evrenler oluştu :) Hepsi aynı anda var ve iç içe geçmiş durumdalar.
Farklı farklı görünümlerde dünya gezegeni var bu paralel evrenlerde, bazılarında ise yok. Aynı insanın farklı farklı yaşamları var. Ve bu paralel evrenlerde bazı
açılar birden fazla paralel evrende mevcut. Aynı açıyı kullanıyorlar ve bu noktalarda bu aynı açıyı kullanan evrenler birleşiyor, açının değiştiği noktalarda ayrılıyor.
Ama yine de holografik film gibi aynı düzlem içerisindeler. Sadece açıları farklı. Aynı açıyı kullanan ve evrenlerin aynı noktada birleştiği yerlerdeki olay yada an, belki de
o olaya çekim gücünü arttırıyor ve gerçekleşme olasılığı güçleniyor. Yani oraya çekiliyoruz. Bu da kaçınılmaz olan, yani kader dediğimiz şeyin gerçekleşmesini sağlıyor olabilir.
Daha net açıklarsak, bir karakter o açıyı gördüğünde, o açıya yakınlaştığında, o açıdaki olayı seçme olasılığı artıyor olabilir.
Bu örnekten çok farklı fikirler ortaya çıkabilir. Daha üzerinde düşünmem lazım ama bana ilginç geldi :))